Merkez efendi ve mesir macunu

 Merkez efendi ve mesir macunu

Atalardan geleceğe Mesir Festivali’nin hikayesi; şifalı bir yiyecek olarak nitelenen mesir macununun ortaya çıkışı, tarihsel bir öyküye dayanıyor. Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu’nun (UNESCO) “İnsanlığın Somut Olmayan Dünya Kültürel Mirası” listesinde de yer alan festival, Osmanlı’dan günümüze miras kalan etkinliklerin başında geliyor.  

Merkez efendi kimdir

Asıl adı Musa, künyesi Ebü’t Taki, lakabı ise Merkez Muslihuddin’dir. Merkez Efendi veya Merkez Halife olarak tanınmaktadır. İlköğrenimini Denizli’de tamamladıktan sonra 1478’te Bursa’ya giderek devrin en önemli alimlerinden biri olan Müfti Ahmed Paşa’dan (Hızır Beyzade) ders almıştır. On beş yıl süren bir tahsilin ardından icazet alıp, 1493 yılında İstanbul’a gitmiştir.

Tıp, Tefsir, Hadis ve Fıkıh öğrenimini gördükten sonra bir dönem müderrislik yapmış, Ayasofya Camii’nde vaazlar vermiştir. Bu dönemde Fatih’te bulunan Mirza Baba Tekkesi’nin şeyhi Mirza Baba’ya intisap edip, onun kızı ile evlenmiştir. daha sonra gördüğü bir rüya üzerine Sünbül Efendi’nin dergahına giderek ona intisap etti ve kendisine Sünbül Efendi tarafından Merkez lakabı verildi.

Şeyhten hilafet alması üzerine önce Aksaray’da bulunan Kovacı Dede (Sevindik Dede) Tekkesi’nde irşat faaliyetleri yürütürken, Kanuni Sultan Süleyman Han’ın annesi Hafsa Sultan’ın Manisa’da yaptırdığı külliyedeki hankah için Sünbül Efendi’den bir Şeyh istemesi üzerine buraya gönderildi.

Mesir macunu ve geleneği

Merkez Efendi’nin Manisa Sultan Cami Medresesi’nin başhekimliğini yaptığı sırada Yavuz Sultan Selim’in eşi , Kanuni Sultan Süleyman Han’ın annesi Hafsa Sultan’ın nedeni anlaşılmayan bir hastalığa yakalandığı sırada 41 çeşit baharatın karışımından oluşan bir macun yaparak Sultan’ın sağlığına kavuşmasını sağladığı belirtilir.

Mesir Macunu ismiyle günümüze kadar gelen bu şifalı karışım, Hafsa Sultan’ın isteği üzerine her yıl nevruz haftasında Sultan Camii’den halka saçılır. Bu gelenek günümüze kadar devam etmektedir.

Kanuni Sultan Süleyman Han ile Manisa’dan süregelen bir dostlukları bulunmaktadır. Sultan ondan söz ederken “bizim Merkez” dediği nakledilir. Merkez Efendi, Sünbül Efendi’nin 1529 yılında vefatı üzerine İstanbul’a gelerek bu dergaha şeyh olarak seçilmiştir. Ölüm tarihi olan 1551/52 yılına kadar bu görevi ifa eden şeyh, 1514 yılında temelleri atılan Zeytinburnu ilçesi Merkez Efendi Camisi içerisinde bulunan dergahında defnedilmiştir.

Merkez efendi türbesi

Merkez Efendi Camisi içerisinde bulunan türbe, Merkez Efendi’nin 1551/52 yılında ölümünden sonra yaptırılmıştır. İlk hali bilinmeyen türbe, sultan II. Mahmut Han döneminde Ampir üslupta tekrar inşa edilmiştir. Bu dönemde türbenin kuzeyine bazı şeyhlere ait sandukaların yer aldığı dikdörtgen planlı bir bölüm eklenmiş, böylece buradaki duvar kaldırılmıştır. Kaldırılan duvarın işlevini geçişi sağlayan kemerler sağlamıştır.

Kırma çatılı ek bölüm ve kubbeli kare  planlı olan yapının batı cephesi mermer kaplı olup bu cepheye yuvarlak kemer içerisinde madeni şebekeli üç büyük pencere açılarak iç mekanın aydınlatılması sağlanmıştır.

Türbenin girişi yüksek dikdörtgen ve yuvarlak pencereli ahşap kısımlı kuzey cephedendir. Dört ahşap sütunla geçilen esas türbe iç kısmı, bağdadi sıvalı olup dışarıdan kubbe ile çevrilidir. Merkez Efendi’nin sandukasının bulunduğu kısımdaki kubbe ise gökyüzünü andıran yıldızlı şekillerle müzeyyendir.

Sitemizdeki diğer haber yazılarını okumayı unutmayın.

Ramazan Karakaya

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir